TAŞIYICI ANNE MESELESİ VE İSLAM AİLE HUKUKU AÇISINDAN KISA BİR DEĞERLENDİRMESİ

Dr. Mustafa KELEBEK

 

1. İslam Aile Hukukunda kime “Anne” denir?

İslâm, beş değerin korunmasını teminat altına alır: Bunlar; dini muhafaza, malı muhafaza, aklı muhafaza, nefsi muhafaza ve nesli muhafazadır. Dînî hükümler, emir ve yasaklar ile meşru mal ve servet, insanın aklî yapısı, nefsi, yani canı, bir de nesli, yani doğan çocuğun meşru bir anne-babadan olması hususları, İslâm’ın en başta garanti ettiği temel değer ölçüleridir.

Kur’an-ı Kerim, yeryüzünde fesat çıkaran insan tipleri olduğunu, bunların özellikle bitkilerin ve insan neslinin bozulmasına gayret edeceklerini, tabîî olan genlerle oynayacaklarını, nesilleri bozmaya uğraşacaklarını haber vermekte ve insanlığı uyarmaktadır.  (Bakara, 2/205).

İslam Aile Hukuku açısından, anne, meşru nikâh yoluyla beraber olduğu eşinden hamile kaldığı çocuğunu doğuran kadındır. Çocuk, meşru baba sulbünden, meşru ana rahmine intikal ederek emin bir mekânda karar kıldıktan sonra dünyaya gözlerini açan fıtri ve masum varlıktır. (Zümer, 39/6; Buhari, Cenaiz, 80, 93; Ebu Davud, Süne, 17; Tirmizi, Kader, 5; Muvatta’, Cenaiz, 52; Ahmed b. Hanbel, II, 222; III, 435; IV, 24).

Bir kadın için anne olmak, şereflerin en büyüğüdür. Bir insan için saygılı davranacağı insanlar içinde en saygın olanı, annesidir. (Nisa, 4/23; Nahl, 16/78; Zümer, 39/6; Necm, 53/32; Mücadele, 57/2-3).

Gerçek anne, doğurduğu çocuğunun meşru babası olan hanımdır. Nikâhsız kişiden gayr-i meşru olarak alıp doğurduğu çocuk babasız kalır. Zira İslam Aile Hukuku, nikâhsız beraberlikten olan çocuğun babasını meşru baba olarak kabul etmez. Bu itibarla, kimin mirasçı olabileceği meşru bir babası varsa, kendisini doğuran kadın da meşru annesi olur.

Diğer hukuk sistemlerinin aksine, İslam Aile Hukukunun “anne” kabul ettiği bir anne şekli de, sütannedir. (Nisa, 4/23). Sütanneler de asıl anneler gibi hürmete layık annelerdir. Ayrıca olağanüstü şartlar sonucu “ümmüveled adıyla hukuki nitelik sahibi olan anne de, İslam’ın tanıdığı annedir. Bunların dışında, taşıyıcı, kiralık, paralıanne adıyla zuhur eyleyen bazı çeşitlere İslam Aile Hukukunda yer bulmak mümkün görülmemektedir.

2. Taşıyıcı ya da kiralık anne ne demek?

Meşru nikâhla evli olan bir çiftin, çocuk sahibi olma istekleri kadar tabîî ve fıtrî bir duygu olamaz. Ne var ki, bazı insanlar kısır olmaları, ya da kadının rahminin çocuk taşımaya uygun olmaması sebebiyle, çocuk sahibi olamadıkları görülmektedir. Bu durumda, zevcin spermi ile zevcenin yumurtası, harici bir ortamda döllenerek ana rahmine yerleştirilmekte ve bu yolla çocuk sahibi olunmaktadır. İslam âlimleri, “tüp bebek” denilen bu yöntemi kabul etmektedirler. Zira doğacak çocuk veya çocukların anne ve babaları bellidir ve aralarında nikâh bağı mevcuttur.

Batı uygarlığı çerçevesinde yeni gelişen ve tıbben uygulama alanı bulan yeni bir terim ortaya çıktı: taşıyıcı anne, ya da kiralık anne.

Özetle ifade edecek olursak; evli olan kadınını rahmi çocuk taşımaya tıbben uygun olmayınca, eşlerin yumurta ve spermi başka bir kadının rahmine yerleştiriliyor, doğan çocuk teslim alınıyor. Bu çocuğu doğuran kadına belli ücretler ödeniyor ve kendisine, “taşıyıcı anne” deniyor. Bazı hallerde, çocuk sahibi olmak isteyen çiftin her ikisinin de kısır olmaları durumunda, başka bir erkeğin spermi başka bir kadının yumurtasıyla döllendiriliyor. Doğan çocuk talep eden eşlere teslim ediliyor, doğuran kadına da taşıyıcı anne deniyor.

Dahası, Amerika ve Avrupa ülkelerinde sperm bankası oluşturulmakta, herhangi bir erkekten alınan sperm, burada muhafaza edilmekte ve isteyenlere satılmaktadır. Bu bankalardan alınan –tabir yerindeyse- çocuk malzemeleri herhangi bir kadının rahmine bırakılmakta ve dokuz ay beklenmektedir. Bu spermlerin kime ait olduğu bilinmediği gibi çeşitli hastalıklar taşıyan insanlara ait olabileceği hususu da sağlık açısında fevkalade düşündürücüdür.

3. Taşıyıcı ya da kiralık anne olmanın hükmü nedir?

Koca yerine bir başka erkeğin spermi, karısı yerine – nikâhlısı olmayan – bir başka kadının yumurtası alınamaz veya böyle bir kadının rahimi kullanılamaz. Çünkü İslâm’a göre meşrû bir çocuğa sahip olmanın yolu, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin önce evlenmeleri, sonra da bu evlilik içinde annenin çocuk doğurmasıdır. Çocuğun oluşumuna, erkeğin karısı veya kadının kocası olmayan birinin bir unsuru (spermi, yumurtası, rahimi) girerse çocuk bu evli çiftin meşrû çocuğu olmaz.

İslam dini evli olmayan bir çift arasında çocuk olsun diye yapılacak bu tür işlemleri caiz görmez. Çocukların, meşru olmayan baba ile – hukuki, şer’î bakımdan – bir nesep (soy) ilişkisi olmaz.

İslam Aile Hukukunda taşıyıcı annelik kesinlikle caiz değildir. Zira bu durumda taşıyıcı anne ile rahmindeki çocuğa ait embriyo kime ait olursa olsun karşılıklı gen alış verişi mevcuttur. Baskınlık her ne kadar yumurtanın sahibinde gibi görünse de karışma meydana gelir. Anne ile çocuk arasında elli bir genetik transferin varlığını tıbben inkâr etmek mümkün değildir. Bu işler ne tıbben, ne hukuken, ne de ahlaken etik olur. Ayrıca, sperm veya yumurta veren kişi acaba ne kadar sağlıklıdır? Genetik hastalıklara maruz kalabilirler. Bazı kan ve metabolizma hastalıkları, AIDS, Hepatit B ve C gibi bazı enfeksiyon hastalıkları taşıyor olabilir.

       Bu sebeplerden dolayı, nikâhlı karı-koca dışında oluşan bir çocuğun, gerek İslam Aile Hukuku ve gerekse İslam Miras Hukuku açısından evlat kabul edilmesi mümkün değildir.