Месец: юни 2010

НАИСТИНА ВИ ОБИЧАМ!

НАИСТИНА ВИ ОБИЧАМ!

          Предоставихме много възможности пред днешните деца. Наситихме ги с много неща. Но изпаднахме в проблеми с тях, както никога преди. Започнахме да се оплакваме от тях. Но защо? Какво пропуснахме? Прескочихме ли нещо? Изпуснахме ли нещо от поглед?

         Тези деца бяха възпитани от нас. Смятахме, че ги обичаме повече от всичко на света. Вярно е… Но мисля, че забравихме нещо. Истинската обич… Обичта на онзи, който ги обича истински… Може би не можахме да ги заобичаме, както Пратеникът (с.а.с.) ги обичаше. Не успяхме да кажем: “Наистина те обичам”. Съставяхме списък на обичащите: “Майка ти те обича. Баща ти те обича. Дядо ти те обича”.

      Защо забравихме да сложим най-напред в списъка думите: “Наистина твоят Създател те обича най-много”, “Наистина Пратеникът на Аллах (с.а.с.) те обича”?

          Не ги опознахме и не ги представихме подобаващо… Не успяхме да оставим децата си лице в лице с тяхната обич. Със смъртта си дядото си отиваше, но имаше някой, който оставаше винаги. А трябваше думите на Пратеника (с.а.с.) “Наистина ви обичам!” да кънтят непрестанно в ушите ни.                             

          Когато имахме нужда от обич, не се сещахме, че има някой, който винаги ни е обичал.  Не осъзнахме, че имаме Пратеник, който много ни обича… Не чувахме гласа, изпълнен с толкова обич: “Наистина ви обичам!” Не чувахме този милосърден глас: “Наистина много ви обичам!” Не чувахме гласа на най-обичния, който не очакваше отплата за обичта си…

           Не чувахме и не успявахме да отговорим подобаващо: “И ние теб!”.

           А ето какво ни е завещал Пророкът (с.а.с.):

«ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ»

            «Три са нещата, които ако са в наличие у някого, той ще открие чрез тях сладостта на вярата: Аллах и Неговият Пратеник да бъдат по-обични за него от всеки друг; да обича някой човек, когото не би обичал освен заради Аллах; да ненавижда връщането към неверието, след като Аллах го е избавил от него, както ненавижда да бъде хвърлен в Огъня».

KUR’AN-I OKUMAK VE EZBERLEMEK

KUR’AN-I OKUMAK VE EZBERLEMEK

Nurettin BAŞYİĞİT

 

 

Kur’an Allah’ın insanlara gönderdiği ilahi kitapların sonuncusudur. Ünlü müfessir Zemahşeri Rahman suresinin başında şöyle der: Allah bu surede, insanın yaratılışı konusunu, Kur’an konusundan sonraya bırakmıştır. Bununla, insanı yaratmasındaki hikmetin, Kur’anı öğrenmek olduğunun bildirmek istemiştir1.

Elmalılı Hamdi Yazır, Rahman suresinin ilk ayetlerini tefsir ederken; “Onlara, Rahman’a secde edin denildiğinde” “Rahman da kim? Biz onu tanımıyoruz” dediler. Bunun üzerine Rahman-ı tanıtmak üzere Rahman suresi nazil oldu. “Kur’an-ı O’na bir insan öğretiyor” إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ  dediler. Allah Teala da onları yalanlayarak;

الرَّحْمَنُ  عَلَّمَ الْقُرْآنَ “Kur’an-ı Ona Rahman öğretti” buyurdu. Rahmetiyle Kur’an-ı Cibril’e, Peygambere ve tüm ümmete öğrettiَ.  خَلَقَ الْإِنسَانَ “Rahman, insanı yarattı.” İnsandan murat, Âdem veya Hz.Muhammed’tir. Kur’an öğretimine konu olan insan-ı kâmildir.” Dedikten sonra ard arda gelen bu üç âyeti “Yani, Kur’an-ı öğretmek üzere insanı yarattı” şeklinde manalandırır2.         

Buna göre  yaratılış gayesi Kur’an-ı ta’lim ve tedris olan insan,bu ulvi görevini idrak ederek en güzel şekilde yerine getirmek zorundadır.

Kur’an ismi karee kelimesinden türetilmiş bir mastar olup “okunan şey “manasında isim olarak kullanılmıştır. Kur’an denilince akla okumak gelir. Okumaktan maksat anlamaktır. Kur’ an’ı okumak ve anlamaktan maksat ilahi mesajı kavramak ve yaşamaktır.

Allah Teala’nın Rasulüne ilk defa indirdiği Alâk suresinin ilk ayetlerinde  “Oku!” emri iki defa geçmektedir. Bu emir yazılı ve kevni ayetlerin her ikisini de ihtiva eder. İşte Kur’an bu maksatla yani hem Allah’ı tanıtmak hem de insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmak, dünya hayatında sırat-ı müstakîm üzere yaşamanın yollarını öğretmek için gönderilmiştir. Okumanın her türlüsü (anlayarak veya anlamadan), okumamaya göre bir erdemdir. Ama anlayarak okuma en faziletli okumadır. Çünkü, okumak fiili, bir şeyin dışına bakınca içini bilmek, özüne vâkıf olmak anlamını taşır.

Kur’an’ın önemli özelliklerinden birisi de okunan ve dinlenen bir kitap olmasıdır. Kur’an tilaveti dinimizde en faziletli bir ibadet olarak kabul edilmiştir. Kur’an-ı indiriliş amacına uygun olarak okumak ise şöyle tarif ediliyor:

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimselerden bazısı onu, tilavetin gerektirdiği biçimde hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler.” 3

Tilavetin gerektirdiği biçimde okumak, bunu kıraat alimleri, “harflerin mahreçlerine, hareke ve sükunlara, tecvid kaidelerine ve vakıflara dikkat ederek okumaktır” şeklinde tarif etmişlerdir. Taberi tilavetin tefsir yönünden okumak ve tabi olmak anlamına geldiğini söyler.  Râzi de “Tilavetin iki anlamı vardır. Biri okumak, diğeri okunana tabi olmaktır.” 4 der.

Bu izahlardanda anlaşılıyor ki, Kur’an-ı hakkıyle okumak demek, onun okunuş kurallarına riayet etmekle birlikte, onu anlamak demektir.

Allah (c.c.) وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً  “ve Kur’an’ı tertil ile (tane tane) oku.” (Müzzemmil,73/4) buyurur. Kıraat alimleri tertil-i “Kur’an harflerin mahreclerine vakıf ve vasl kaidelerine riayet ederek, Kur’an-ı Kerim-i tane tane okumaktır.”5 şeklinde tarif ederken, İmam Gazzali “Tertil kalp huzurudur. Kur’an-ı okumaktan maksat tedebbürdür. O da ayetleri tertil üzere okumakla gerçekleşir” der6.

Hz. Peygamber (sav), Kur’an-ı tane tane okurdu7, ayet sonlarında durur8, secde ayetlerini okuyunca  secde ederdi.9 Kur’an`da geçen dua ayetlerini okurken Cenab-ı Hakk’ın karşılık verdiğini belirtir10. Allah’ın büyüklüğünden bahseden bir ayeti okuduğunda tesbihatta bulunur, Allah’a sığınmayı ifade eden bir ayet okuduğu zaman da istiazede bulunurdu11.

Hz. Peygamberin Kur’an tilavetiyle ilgili bazı hadis-i şerifleri şöyledir:

“İçinde Kur’an`dan birşey bulunmayan bir kimse harab bir ev gibidir.” 12

“Ümmetimin en şereflisi (kafasında Kur’an-ı taşıyan (hafız)lardır.” 13

“İnsanlar arasında Allh’ın yakın (dost)ları vardır. Sahabe;”Ya Rasulallah onlar kimlerdir? Dediler. Rasulüllah (sav): ”Onlar ehli Kur’an’dır. Ehli Kur’an ehlüllahtır ve O`nun özelleridir.” buyurdu14.

“Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” 15

Sahabe-i kiram ve onların izinden yürüyen Tabiun ve onlardan sonra gelenlerin Kur’an-ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okudukları bilinmektedir.

Rasulüllah (sav) bir Hadis-i şeriflerinde “Nice Kur’an okuyanlar vardır ki, Kur’an onlara lanet eder.” buyurmuştur. Buhari okuyana lanet edecek tilavetin, Kur’an ve ibadet ruhundan uzak, şarkı okur gibi metne ve manaya önem vermeden okumaktır” 16 diyor.

Başka bir Hadis-i Şerifte “Aranızdan bir topluluk çıkacak, Kur’an-ı okuyacaklar fakat okudukları hançerelerını aşmayacak, boğazlarından aşağı geçmiyecek (kalbe ulaşmayacak).”17 buyurmuştur. Kur’an’ın kalbe ulaşmaması demek, o şahsın hayatında Kur’anın tesirinin görülmemesı, gösterdiği yolda yürünmemesi demektir. Ashâbı kiram başta olmak üzere, izzet dönemlerinin müslümanları, Kur’âna sarılarak aziz olmuşlar, medeniyetler kurmuşlar. Müslümanlar nezaman ki Kur’ân dan uzaklaşıp onu terketmişler o zaman zillete düşmüşlerdir.

Kur’an öğretimi müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir.Müslümanların toplu olarak yaşadığı her yerde aralarından bir grup çıkacak, Kur’an-ı öğrenecek, öğretecek, ezbeleyecek ki o toplumdaki diğer müslümanların üzerinden ilahi sorumluluk kalksın. Aksi halde bütün toplum günahkar olarak bu mes’uliyetle yaşamış olacaktır. 18

Peygamberimizin bu konuya önem verdigini geçen hadis-i şeriflerden anlıyoruz. O, güzel Kur’an okuyanlara değer vermiş, müjdelemiş, teşvik etmiş, bütün müslümanların bu konuya önem vermelerini istemiş, “Sizin hayırlınız, Kur’an-ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”19 buyurmuştur. Tabiun’un büyüklerinden olan ve hayatını Kur’an eğitimine adayan, kırk yıldan fazla Kur’an öğretmenliği yapan Ebu Abdurrahman Sülemi (74/693), bu hadis-i şerife işaret ederek: ”Beni Kur’an okutmak için yıllarca şu bulunduğum yerde oturtan, işte bu Hadistir.” demiştir.20

Peygamber efendimizden sonra, sahabe-i kiram ve sonraki dönemlerde de bütün müslümanlar Kur’an öğretimine büyük önem vermişler, mescitler, mektepler, evler Kur’an öğretiminin yapıldığı yerler olmuş, çocuklara ilk öğretilen şey Kur’an olmuştur. Kuranin bazi surelerinin ezberlenmesi ve hafızlık teşvik edilmiştir. Bugün Bullgaristan da  başta okulumuz Sofya Yüksek İslam Enstitüsü olmak  üzere üç ilahiyat lisesi ve muhtelif bölgelerde faaliyet gösteren Kur’an Kurslarında Kur’an öğretiminin sürdürülüyor olmasını görmek bizi sevindirmiştir. Okulumuzdan mezun olacak değerli öğrencilerimizinde bulundukları bölgelerde bu hizmeti canla başla sürdüreceklerine inancımız tamdır. Ku’an öğretiminin en önemli konularindan birisi de ezber olmuştur. Okulumuz öğrencilerinin de verilen ezberleri yapmakta veya yaptıkları ezberleri korumakta zorlandıkları tarafımızdan müşahede edilmektedir. Bu zorlukları aşıp kolaylaştırmak için öğrencilerimize bazı tavsiyelerimiz olacaktır.

Başarı için sevgi şarttır. Bunun için yapılan iş, seçilen meslek, okul, ders sevilmelidir. Başarıda motivasyon ve güven önemlidir. Öğrenci ben bu dersi başaracağım diye motive olmalı, kendisine güvenmelidir. Öğrenci işini iyi yapmalıdır. Bunun için herşeyden önce derse öncelik vermeli, zamanım var, daha sonra yaparım dememelidir.

Kur’an Öğretiminde Ezber ve Hafızklık Teknikleri:

Hafız olmak için gayret ve düzenli çalışma gerekir. Başlamadan önce zor gibi görünen bazı işlerin, başladıktan sonra zor olmadığı anlaşılır. Böylece insanda, ben bu işi başarabilim diyerek bir güven duygusu gelişir. Bu sebebten dolayıdır ki, herhangi bir işe, azim ve kararlılıkla başladığı halde, ilk karşlaştığı sıkıntıya sabredemeyip, pes eden insanların bir müddet sonra yanıldıkları ve pişman oldukları gorulmuştur. Her zorluğun bir kolaylık tarafı vardır. Önemli olan zoru başarabilecek direnci gösterebilmektir. Bize moral güç veren, hayatımızı anlamlandırıp değerli kılan, karşılaştığımız zorluklara karşı mücadelelerimiz, zahmet ve sıkıntıar sonunda elde ettiğimiz başarılarımızdır. Kur’an-ı baştan sona ezberleyip “Hâfız” olmak da böyledir. Çevrenize bir bakın kaç tane hafız göreceksiniz? Ülkemizde ve dünyada kaç tane hafız vardır. Allah ve Rasulünün değer verdiği vasıflardan birine mazhar olmak az iş midir?

Bugün, İslam dünyasında Hafızlık için iki metod uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi, Kur’an-ı baştan sona, sûre-sûre ezbellemektir. Bu metotta, bir önceki gün ezberlediğimiz sayfa geride kaldığı ve bir sonraki gün ezberlenen sayfa ile birlikte tekrar edilmediği, ezberlenen sayfaları unutturduğu, hafızlık sürecinin uzamasına sebeb olduğu için  bazı Arap ülkeleri dişında pek fazla kullanılmamaktadır. Hafızlıkta kullanılan ikinci metod ise, Osmanlı eğitim sisteminin asırlarca uygulayıp geliştirdiği cüz sistemidir. Bu sistemde hafızlığı kolaylaştırmak için Kur’an, Otuz cüze bölünmüştür. Her cüz yirmi sayfadır. Kur’an`ın tamamı 600 sayfadır. Günde bir sayfa ezberlenebileceği  hesap edilirse, 20 ayda hafız olmak mümkündür. Allah’ın’ın kitabı  Kur’an-ı Azimüşşan’ı ezberlemek, onu beyninde taşımak, yürüyen Kur’an olmak ve Hz. Peygamber (sav)’in şu tebşirine mazhar olmak için yapılan çalışma ve yorgunluk herşeye değer. Yeterki  besmeleyi çekip başlama cesaretini göstermiş olalım.

„Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâlini helâl kabul eder, haramını haram kabul ederse, Allah o kimseyi Cennet’e koyar. Ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.“ 21

 „Kur’ân’da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere ve berere denilen kerîm ve mutî meleklerle beraber olacaktır. Kur’ân’ı kekeleyerek ve zorlukla okuyana iki sevap vardır.“ 22

Çocuklukta zihin daha  net ve berrak olduğu için ezber yapmak ta kolaydır. Yaş ilerledikçe hafıza gücünü kaybeder. Buna rağmen, hiçbir yaş, hafızlığa başlamak  için geç değildir., Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dair bir delil de, onun  kolayca  ezberlenebilmesidir. Bu güne kadar bir çok öğrencimiz, İlahiyat fakültesindeki dersleriyle birlikte hafızlığı da beraber götürmüş ve fakültemizden hafız olarak mezun olmuştur.

Ezberde uygulanan en verimli teknik şudur:

Ezberlenecek sayfa veya sure önce hoca tarafından  okunup öğrenci dinlemelidir. Ayrıca sayfada dikkat edilmesi gereken özel okunuş kurallarına tabi harf (Hemze-i müsehhele, أَأَعْجَمِيٌّ (Fussılet,41/44), Elif-i mümale, بِسْمِ اللّهِ مَجْرَاهَا (Hûd, 11/41) gibi veya kelimelerin لَّكِنَّا (Kehf, 18/37), سَلَاسِلَا (İnsan,76/4), قَوَارِيرَا  (İnsan 76/15), مَّعَنَا  يَا بُنَيَّ ارْكَب  (Hud, 11/42),  الْفُسُوقُ بِئْسَ الاِسْمُ (Hucurat,49/11) gibi çeşitli ayetlerdeki kelime ve harflerin özel okunuş şekilleri ve sebebleri öğrencilere gösterilmeli, niçin ve nedenleri anlatılmalıdır. Ezberlenecek sayfa önce harflere, harflerin mahreclerine, vakıflara, tecvid kurallarına, riayet edilerek ağır ağır okunur. Bu okuyus üç-beş defa tekrarlanarak o Kuran sayfası ile ünsiyyet kurulur. Sayfayı tekrar tekrar okuyarak öyle bir noktaya gelinir ki, artık o sayfa, sayfayı oluşturan ayetler harfler duraklar secavendler tanıdık gelmeye başlar. Bu noktadan sonra sayfa ortasından ikiye bölünür önce sayfanın birinci yarısı ayet ayet ezberlenir. Sonra ezberlenen ayetler bütünleştirilir. Sonra sayfanın ikinci yarısına geçilir. Burası da ayet ayet ezberlenir. Sonra bütünleştirilir. En sonunda sayfanın tamamı baştan sona bir çok kere tekrar edilerek ezberlenmiş olur. Bütün bunlardan sonra sayfayı ezbere okumakta zorlanılsa bile gece uyumadan önce bir kaç kez tekrarlanarak yatılır. Sabah kalkıp zinde bir kafa ile bir iki kez okunduğunda sayfanın beyine bir resim gibi yerleşmiş olduğu görülür. Böylece ezberlenecek sayfa bir gün öncesinden başlayarak hazırlanmış, ezberleme işi de akşam bitirilmiş olmaktadır.

Kur`an otuz cüzdür. Önce her cüzün son sayfası (20. sayfası) ezberlenip otuz günde bitirilir. İkinci ayda her cüzün 19. sayfası ezberlenir ve daha önce ezberlenen 20. sayfası da tekrar edilip pişirilerek hocanın önünde her iki sayfa birlikte okunur. Bir sonraki cüzün aynı sayfalarına geçilir. Öğrenciler arasında yardımlaşma burada önem arzeder. Hafızlıkta ve ezberde daha ileri sayfalarda ve üstlerde olanlar geriden gelenlere rehberlik ağabeylik ve kalfalık yaparak kolaylık sağlarlar. Ezberlenen sayfanın hocadan önce kalfa tarafından dinlenmesi varsa hatalarının giderilmesi gerekir.

Hafızlık tamamlandıktan sonra onun korunması ve unutulmaması önemlidir. “Gün otuz, cüz otuz” sözü aslında her gün bir cüz okunup tekrarlanarak hafızlığın korunabileceğini ifade eder. Onun için ayda bir veya iki ayda bir ezberden okunarak, namazlarda okuyarak unutulmaktan korunmalıdır. Hafız olmak kolaydır ama hafız kalmak zordur. Onun için Rasulüllah s.a.s. şöyle buyurmuştur: Bir kimsenin şu ayetleri unuttum demesi ne kötüdür. Onlar ona unutturulmuştur. Kur`an-ı hafızanızda tutmaya çalışın. Doğrusu o devenin ipini koparıp kaçması gibi kişinin zihninden kaçıp gider.” (Müslim, Müsafirun, 228)

1 Bak. Zemahşeri, Keşşaf, Rahman suresi

2 Elmalılı, Hak dini,Kur’an dili, C.7, S. 360, Zaman basımı

3 Bakara, 2/121

4 Mefatihu’l Ğayb,14/32

5 İbnü’l-Cezerî, en-Neşr,1/209

6 İhya, 1/89

7 Tirmizi, Fadâilu’l-Kur’an, 23

8 Tirmizi, Kıraat, 1

9 Müslim, Mesâcid, 20

10 Müslim, Salat, 11

11 Müslim, Salâti’l-müsâfirîn, 27

12 Tirmizi, Fezail-ilKur’an,10/155

13 Taberani,Camiu-l Ehadis,4/430,H.No:3489

14 İbn Mace, Mukaddime,1/250, H.No:211

15 Tirmizi, Fezaili-l Kur’an,10/151

16 Buhari,Fezail-il Kur’an,28

17 Buhari,Fezailü’l Kur’an,36

18 Zerkeşi, el-Burhan,1/456

19 Buhari, Fedailü’l- Kur’an, 21

20 Zerkeşi, el-Burhan,1/456

21Tirmizi, „Sevâbu’l-Kur’ân,“ 13

22 Buhârî, „Tevhid,“ 52; Müslim, „Müsafirin,“ 244

BİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIR

BİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIR

 

   ALLAH’tır ilk sözümüz.

   İMAN dolu özümüz.

   Yatar iken her akşam,

   Uyanırken her sabah

   Derim hemen bismillah.

 

   Bir şey yerken, içerken,

   Kitabımı açarken, dersime çalışırken,

   Oyunuma başlarken

   Derim hemen bismillah.

 

   Yönelirim rabbime kuvvet gelir kalbime

   Düşürmem hiç dilimden ALLAH tutar elimden…

Усмивката е най-хубавият подарък

Усмивката е най-хубавият подарък

  • Когато се събудиш от сън, усмихни се и благодари на Аллах за благото на оцеляването, защото имаш още един ден кредит от живота си, за да го прекараш в подчинение на Всемилостивия!
  • Когато видиш родителите си пред себе си, усмихни се, тъй като мнозина са лишени от благодатта на родителите!
  • Когато тръгнеш за работа, усмихни се, защото има хора, които не намират възможност за работа!
  • Когато си спомниш за някои притеснения, които си преживял, усмихни се, защото вече са преминали и не ще се случат отново!
  • Когато преминаваш през труден момент, усмихни се, защото ти имаш Велик Господар и можеш да се подслониш при Него по всяко време!
  • Когато се провалиш в даден опит, усмихни се, защото ти е достатъчна честта, че си опитал!
  • Когато те наранява скъп за теб човек, усмихни се, тъй като ще има много хора, които ще се опитват да излекуват раните ти!
  • Когато някой около теб те угнетява, усмихни се, защото ти не си угнетил никого!
  • Когато разбереш, че някой от хората не те обича, усмихни се, тъй като има много хора, които те обичат и ти желаят щастието!
  • Помни, че ти си този, който притежава живота си и ти си този, който го живее, така че по своя воля можеш да го превърнеш в малък щастлив рай и по своя воля можеш да го превърнеш в черен и изпълнен с мъки!
  • Така че, ти имаш правото да избереш, затова се усмихни, защото притежаваш правилния избор!

Пратеникът на Аллах (с.а.с.) е казал:

«لاَ تَحقِرنَّ مِن المعْرُوفِ شَيْئاً ولَوْ أنْ تلْقَى أخَاكَ بِوجهٍ طلِيقٍ» رواه مسلم .

«Не пренебрегвай нищо от добрите дела, дори само това, да срещаш своя брат с приветливо лице!», (разказан от Муслим).

ДЕСЕТ ГУБЕЩИ ВРЕМЕТО НЕЩА И ОЩЕ НЕЩО

ДЕСЕТ ГУБЕЩИ ВРЕМЕТО НЕЩА И ОЩЕ НЕЩО

Губещите времето неща са безброй много, но нека споменем десет от тях:

1. Безполезните срещи и събирания, независимо дали са семейни или други.

2. Изненадващите посещения от неангажираните.

3. Колебанието във вземането на решение.

4. Безполезните телефонни разговори.

5. Безполезното четене.

6. Започването на работа без предварителна подготовка и без изготвен план.

7. Обръщането на прекалено внимание на маловажните рутинни неща.

8. Натрупването на документацията, нейния голям обем и не подреждането й.

9. Неспособността да се казва „не”, или ако може да го наречем, пропиляването на времето от любезност към всеки срещнат.

10. Отсрочването и отлагането.

Нека се научим да ценим както собственото време, така и времето на човека отсреща, защото то е едно от нещата, които като си отидат, повече никога не се връщат!

В този смисъл заръката на Пратеника на Аллах (с.а.с.) е да оценяваме както подобава двете блага: здравето и времето.

И ако искаме да узнаем истинската скорост, с която изтича времето, нека не се заблуждаваме, гледайки как се променят стрелките на часовете, минутите и секундите на хронометъра, а да погледнем колко стремително се променят стотните му!…

Колко е справедлив Аллах, който ни е дал равен старт като е предоставил на разположение на всеки от нас по 24 часа!

И накрая, нека нашата благодарност за това намери изражение в по-доброто ни организиране и по-отговорно отношение към този безценен за всеки божи дар!

И нека принципът, който ни ръководи в това отношение бъде: „Отдай на всичко правото му!”

* * *

Пратеникът на Аллах (с.а.с.) е казал: «نِعْمتانِ مغبونٌ فيهما كثير من الناس: الصحة والفراغ» رواه مسلم.

«Две са блаженствата, които мнозина хора подценяват: здравето и свободното време», (хадис, разказан от Муслим).

ВРАБЧЕТО И ОГЪНЯТ

 

       В една гора с гъсти дървета, прекрасни цветове, пълна с различни видове птици и животни, живеело едно красиво нежно врабче, което имало навика да чурулика върху клоните със звучния си глас.

       Един горещ ден, когато слънцето било изгарящо, а въздухът палещ, в гората избухнал огромен пожар… Езиците на пламъците плъзнали и се протегнали навсякъде. Лъвове, тигри, слонове и вълци хукнали да бягат, изоставяйки домовете си в гората, за да се спасят.

       Но онова врабче не хукнало да бяга, пламналите огньове не го уплашили, нито облаците дим. Точно обратното, то незабавно започнало с чисто и искрено намерение да върши нужното. Полетяло, пърхайки с криле към езерото, взело с малката си човка капка вода, издигнало се във въздуха, после я хвърлило върху пожара и започнало отново и отново да го прави.

       През това време бягащите животни започнали да му се присмиват и му казали: „Хей, малкия, нима мислиш, че ще угасиш пожара с тези отчаяни опити?!”…

       А малкото врабче им отвърнало: „Аз зная, че не мога да потуша пожара, но правя само онова, което е мой дълг”.

       Слоновете чули казаното от врабчето и започнали да пренасят вода с хоботите си, за да угасят лумналия огън.

       Останалите животни се посрамили от себе си и започнали да помагат на врабчето и слоновете в потушаването на огъня. Така, с общи усилия гората била спасена.

* * *

عن أَبي سعيدٍ الخُدْريِّ (رضي اللَّه عنه) قال: سمِعْتُ رسُولَ اللَّه (صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم) يقُولُ

«مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ»

رواه مسلم

       От Абу Саид ал-Худри (р.а.) се предават думите: „Чух Пратеника на Аллах (с.а.с.) да казва: «Който измежду вас види нещо порицано, нека го промени с ръката си. Ако не може, тогава – с езика си. Ако не може, тогава – със сърцето си, като това е най-слабата вяра».”

(Хадис, предаден от Муслим).

MEVLÂNA’NIN SÖZLERİ

 

        * Kendini bul! Bul ama dikkatli ol! Kendini çaldırma! Fakat ne yapabilirsin ki, bu Hak yolunda çok açıkgöz, çok becerikli bir hırsız pusu kurmuş, seni bekliyor.

       * Yalnız kaldığın için üzülme! Şu kadarını bil ki, dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz. Birisi ile uyuşamazsan, anlaşamazsan, onun yerine Allah bir başkasını senin karşına çıkarır.

       * Önüne bir ayna koymuşsun, hep kendine bakıp duruyorsun. Çünkü sana benzeyen bir başka güzel yoktur. Senin aynada görülen hayalinden başka eşin yoktur.

       * Kuş kafeste kaldıgı müddetçe bir başkasının emri altındadır. Kafes kırılıp da kuş uçunca ona verilecek emirler nerededir?

       * Ey terbiyeli, edepli yumuşak huylu kul! Sen çocuk gibi bedenin esiri olmuşsun. Esirlikten, zavallılıktan kendini kurtar! Sen artık çocuk degilsin, akıl dişlerin çıktı, Onları göster de, mana dünyasının yemegini yemeğe hazırlan!

       * Ey çaresiz aşık! Beri gel, görüş sahibi ol, herşeyin aslını gör! Her şeye bakıp duran, bakan körlerden olma!

НАСРЕДИН ХОДЖА И ГРАДОНАЧАЛНИКЪТ

 

       Градоначалник, където живеел Насредин ходжа имал претенцията, че умее да римува стихове. Веднъж декламирал касида пред него и му казал: „Не е ли красноречива?” На което Насредин Ходжа отвърнал: „Няма и мирис на красноречие!”

       Това разгневило градоначалника и той наредил да го затворят в конюшнята. Така той прекарал там един месец, след което бил пуснат.

       В друг ден градоначалникът отново римувал касида и я декламирал пред Насредин Ходжа, при което той скочил и забързано тръгнал.

       А когато градоначалникът го попитал: „Накъде така?”. Отвърнал: „Към конюшнята господине”…